Konum Attım Yek Geldi

Uzun zamandır köşede duran dizüstü bilgisayarı satmaya karar verdiğimde, bunun bu kadar maceralı olacağını tahmin etmemiştim.

Bilgisayarı ilan sitelerinden birinde satışa koydum. Gel zaman git zaman, arayan soran falan derken, dün gece bayağı geç bir vakitte ilanla ilgili bir soru sorulmuş, sabah gördüm:

“Abi verdiğim fiyata bırakmayı düşünür müsün?”

Altına da kafasındaki fiyatı yazmıştı. Bilgisayar uzun süredir satışta olduğundan ve de kullanmadığımdan, bir de gelen teklif fena olmayınca bir an evvel satılsın istedim, mesajı cevapladım:

“Ciddi alıcıysan düşünebilirim.”

Ertesi gün öğlene kadar ses çıkmadı. Tam “olmadı galiba” diyecekken, bu kez telefonuna yabancı bir numaradan mesaj düştü:

“Abi ben satıştaki bilgisayarın için yazıyorum.”

Ekranda mesaj yazıldığına dair işareti görünce, devamını gelene kadar bekledim:

“Ciddi alıcıyım, bilgisayarı almak istiyorum.”

Kısa ne net cevapladım:

“Olur, al.”

Karşı tarafın yine yazdığını gördüm. Bittiğinde ekranıma düştü:

“Trabzon’dayım ben abi, gelip bizzat almak istiyorum.”

“O zaman daha iyi. Gelir, görür, inceler alırsın.”

Yazışma bitmediği için, ekranda mesaj yazıldlğı ibareleri belirmeye devam etti. Ve beklenen soru:

“Ne zaman geleyim abi?”

“Ben öğretmenim, saat üç gibi dersim biter. Sonrasında ne zaman istersen gel.”

O andan itibaren “abi” hitabı “hocam” ile yer değiştirdi:

“Tamam, ben de saat altı gibi çıkarım, sekiz gibi orada olurum. Müsait olur musun hocam?”

“Olurum, sıkıntı yok.”

Bir müddet yazma durakladı. Ben de ekranı kapattım. Birkaç dakika sonra gelen mesaj sesiyle tekrar açtım:

“O zaman bana bir konum atarsın hocam.”

Unuturum falan neme lazı diye hemen attım konumu.

Dersim bitti, eve geçtim. Yorulmuştum, olduğum yerde uyuyakalmışım. Telefonumdan gelen bildirim sesiyle uyandım:

“Hocam ben çıktım, saat yedi civarında orada olurum.”

Saate baktım, beş buşuğa henüz gelmemiş ama çok yaklaşmıştı.

Akşam namazından hemen sonra telefonum çaldı. Alıcım arıyordu.

“Hocam geldim ben.”

Telefon kulağımda, pencereye çıktım, yabancı bir araç görmeye çalıştım, ama göremedim. Küçük bir sokağımız var ve sokaktaki arabalar genelde tanıdık olduğundan, yabancı araçlar hemen göze çarpardı.

Balkona çıktım, yine göremedim. Bir terslik sezinler gibi oldum.

“Bana bulunduğun yeri tarif eder misin, etrafında neler var?”

“Hocam burada kamyonlar var, iş makineleri var, dozerler falan… Silindir de var.”

Şaşırdım, bulunduğum yerle söylediği yerin hiç mi hiç alakası yoktu.

“Başka ne var peki?”

“Bir de spor salonu var hocam.”

Tamamen alakasız bir yer daha. Sordum:

“Okul yok mu etrafında? Bir okul olması lazım, hatta şehrinin takımı Tranzonspor’un renkleriyle boyalı.”

Benim evin hemen karşısında okul var, bu nedenle genelde bilmeyen birine orayı tarif ediyoruz.

Beklediğim cevap bu değildi:

“Yok hocam.”

“Olması lazım yaaa, sen nereye gittin acaba?”

“Bilmiyorum hocam, konum beni buraya getirdi.”

“Hay ben o konuma!” dedim ama içimden. Biraz duraklayarak düşünme payı bıraktım kendime.

“Bulunduğun yerin adını biliyor musun peki?”

Bir kadın sesi girdi araya. Sonradan öğrendim, eşiymiş.

“Konuma göre Gülyalı diyor.”

Der demez bende şafak attı. Konum attığımda Gülyalı ilçe spor salonunda 23 Nisan çalışmalarındaydık. Ben konumu oradan atmış, adamı da spor salonunun yan tarafındaki belediyenin iş makinası parkına sokmuştum!

Bravo bana. Çok utandım.

Durumu izah ettim kısaca, sağolsunlar anlayışla karşıladılar gençler.

Erkek olan konuştu:

“Hocam bulunduğun konumu atta oraya gelelim.”

Güldüm:

“Yooook, bu sefer hayatta olmaz.Hata benim, ben düzelteceğim. Sizi bir kez daha karmaşanın sokmayacağım. Sana bir yer söyleyeceğim, oraya gel, ben de geliyorum hemen.”

“Tamam hocam, sorun değil, yer neresi.”

Hakikaten, özellikle de bu saatlerde, benim bulunduğum yere ulaşmak hem çok dolaştırıcı olduğu için hem de tam bir keşmekeş olan Bulancak trafiğinden dolayı çok meşakkatli oluyordu.

“Şimdi internetten bak bakalım, Bulancak Sarayburnu Camii’ni bulabiliyor musun?”

Bir müddet karı kocanın aralarında mırıldandığını duydum. Sonrasında ikisi bir ağızdan hafifçe bağırdılar gibi geldi sanki:

“Bulduk!”

“Hah tamam, onun önüne gelin. On dakikaya orada olurum.”

Geldiler. Biraz zor oldu  ama maceralı bir şekilde alışverişimizi nihayete erdirdik.

Bulancak, 14.04.2026, Salı

Bir yanıt yazın