Ders bitmek üzereydi, zil çalmak üzere… Zaten oruçluyum, üstüne bir de matematik dersi; insanı iyice yoruyor. Sandalyeme yaslandım, derin bir nefes alıp içimden geçenleri söze döktüm:
“Var ya, yoruldum ki o biçim…”
Biraz da şakayla karışık ekledim:
Çok şükür seneye kurtulacam sizden.”
Sınıftan hafif bir gülüş yükseldi. Tam o sırada Çınar elini sallayıp bana döndü:
“Offf öğretmenim yaa, bıktın mı bizden?”
Durmadı, devam etti:
“Sen bizden kurtulacaksın ama sonra yeni bir sınıf alacaksın. Onlarla uğraşacaksın. Onlar gidecek, yenisi gelecek. Sen daha çooook bıkacaksın!”
Gülmeden edemedim.
“İyi de Çınar,” dedim, “ben hiç emekli olmayacak mıyım?”
Tam o anda zil çaldı.
Sınıftan çıkmak için ayağa kalktım. Sarsak ve bitkin adımlar atıyordum. Yerinden fırlayan Ege kolumdan tuttu, beni nazikçe dışarı doğru yönlendirdi:
“Sen artık yaşlandın öğretmenim. Oruç da tutuyorsun. Birazdan acıkırsın da. Hadi öğretmenim, hadi, sen takıl, uğraşma bizimle.”
Şöyle bir baktım yüzüne. Ne kızabildim ne cevap verecek hâl bulabildim kendimde. Amaan, boşver der gibi elimi sallayıp çıktım.
Bu zamane çocuklarına laf yetiştirmek zor azizim, gerçekten zor.
04.04.2022 Pazartesi
3/A Sınıfı
Gülyalı Merkez İlkokulu
