Bu sene aldığım, meslek hayatımın en son 1. sınıfı olan(muhtemelen de son sınıfı olacak) 1/A sınıfının daha ikinci gününde yaşadığım tebessümlük bir anekdot.
Henüz öğrencilerimi sınıfa alma saatim gelmemiş, bahçede öğretmen arkadaşlarımla oturuyorduk. Bu sırada iki öğrencim yanımıza geldiler. Birinin ismi dünden aklımda kalmıştı, Poyraz. Onunla selamlaştık. Sonra elimi diğerine uzattım, yüzüne yüzümü iyice yaklaştırdım:
“Senin adın neydi?”
Bana ters, sert ve alınmış bakışlarla baktı:
“Kaan Mert benim adım. Dün tanıştmıştık, hemen unuttun mu?”
Sitemkârane tersledi beni. Ben terslenmenin şaşkınlığıyla bakarken, o devam etti:
“Ben seni unutmadım ama. Üzerindeki kıyafetlerin bile dünkünün aynısı.”
Öğretmen arkadaşlarımla bakıştık, kahkahalarımızı tutamadık. “Gerçi pantolonum aynı değildi ama,” dedim gülerek.
Sınıfa çıktığımızda. dünden farklı olarak, bu gün yeni gelen öğrencilerimin olduğunu gördüm. Dolayısıyla tek tek, yeniden tanıştık. Kaan Efe’ye gelince gülümsedim:
“Unutmadım, Kaan Mert.”
Göz kırptım. Bu sefer yumuşak bir yüzle o da gülümsedi, mutlu oldu.
Aslında çocukları mutlu etmek bu kadar kolay. Bir de, bu kadar yıl sonra tekrar anladım ki, her an, her halimizle öğrencilerimizin takibindeyiz. Bu nedenle bir öğretmen olarak ne olursa olsun, onların zihnindeki öğretmen algısına her zaman uygun hareket etmemiz gerekiyor. Bu algıyı yıkmaya asla hakkımız yok.
05.09.2023, Salı,
1/A Sınıfı
Gülyalı Merkez İlkokulu
