Üşüyememek nedir bilir misiniz?
Öyle şey mi olur canım, insan üşüyemez mi diyorsunuz? Olur, hem de bal gibi olur, hele insanın kanı benimki gibi sıcaksa. Mecaz anlamda değil ha, doktor tescilli. Benim kanım normal insanlara göre daha sıcakmış, nedeninin nasılını bilmem, öyleymiş.
Üşümeyi çok severim ben, hem de çok. Gel gör ki üşüyememek, hatta şöyle ağız tadıyla üşüyememek gibi bir problemim vardır. Kışın bile. Üşüyememenin ne kadar rahatsız edici bir şey olduğunu tahmin bile edemezsiniz!
Siz hiç, insanlar soğuktan kat kat giysilere sarınırken çıkıp soğukta dolaşır mısınız? Evinizde kombi en düşük ayarda yanarken bile üşümek için balkona kaçar mısınız? (Sizin yüzünüzden ev halkı üşümekten şikayet etti mi hiç? Aynı şikayeti evinize gelen misafirden de duyduğunuz oldu mu: “Bu ev soğuuk!” Ben de eşim de hep söyler: “Bize gelen üşür.”) Evinizin bir odasının, sırf soğuk olsun da bunaldığımda kaçarım diye peteğini kapalı tutar mısınız? Sadece gömlekle, hatta kısa kollu gömlekle gezme isteğine, sadece hasta olma korkusuyla gem vurduğunuz oldu mu? Ya buz gibi havada yaz günü gibi terlediğiniz? Normal insanlarda rastlayamayacağınız şeyler bunlar ya, bana hep olur!
Dedim ya üşüyememek rahatsız edici diye. Gerçekten öyle. En başta kendin rahatsız oluyorsun, kendinden. Sonra da mevsim şartlarına göre anormal giyinince, üzerine çevrilen bakışlardan rahatsız oluyorsun. Kışın en sert yerinde, biraz yürüdüğünde, ya da şartlar gereği biraz kalın giyindiğinde terlemesi yok mu, işte en çok bundan nefret ediyorum. Evet, yanlış duymadınız, nefret ediyorum. Benim hiç kazağım yoktur mesela, giyemem, giyersem de sıcaktan patlayacakmışım sanırım çünkü. Ömrümde hiç içlik giymemiş bir insan varsa, o da benimdir herhalde. Daha birkaç yıl öncesine, yani zatürre geçirene kadar, başımı örttüğüm de olmamıştır. Ama şimdi, en azından çok soğuk ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkacaksam, başımı örtmeye zorluyorum kendimi. Buna mecburum da, zira saç fakiriyim biraz.
Bu hep böyle değildi, ben de üşürdüm. Yani eskiden.
Nasıl üşünür (ya da belki de üşümez), gençlik yıllarımda, üniversitede okurken Erzurum’da öğrendim ben. Üşümek nasıl olur, Erzurum’un havası öğretti bana. Erzurum’un havası ki, ne diyordu rahmetli (çok sevdiğim) İbrahim Erkal şarkısında: “Bugün hava Erzurum.” Erzurum’un ayazında, sabah soğuk su ile duş alarak okula gitmişliğim çoktur. Özellikle sınav günleri. Geriye dönüp bakınca, delilik miydi, neydi?
Üşümekle ilgili ihtisasımı ise Güneydoğu’da, askerliğim sırasında yaptım. Öğretmenliğimin ilk yıllarında, Ṁuş’ta da doktoramı tamamladım.
Üniversiteye diyerek çıktığım memleketime, aradaki memleket kaçamaklarını saymazsak, dört yıl sonra döndüm. Döndüğümde farkına vardım ki, memleketimdeki insanlar üşüyorlar da ben üşüyemiyorum! Artık bizim buraların soğuğu beni üşütemiyordu.
Zaten buralardaki soğukla insan üşüyemez ki. Bizim buraların soğuğu Erzurum’unkinin yanında solda sıfır kalır, bırakın onunki gibi üşütmeyi, yanından bile geçirmez. Erzurum’un ayazında üşümemiş olan, (bizim buralarda) üşüdüm demesin hiç.
Hele hele güzümüzde,mevsimler mi değişti, iklimler mi bilmem ama, (en azından bizi Karadeniz’de) artık “Bugün hava Erzurum.” olmaktan çıktı.
Bazen “hava çok soğuk” serzenişlerini duyduğumda derim ki serzenişte bulunan kişiye “Sen hiç adamakıllı üşümemişsin, üşümeyi bilmiyorsun.” Hele hele çok az bir soğuk görünce “Donduum!” diyerek kazaklara, montlara sarınıp, kafasındaki kavuğu kulaklarına kadar indirip titreyenler yok mu? Onları gördükçe bunalırım, hazır üzerimdekileri de çıkarasım gelir.
Bizim buraların yaz sıcağı öyle sıcak yörelerimizinkine pek yaklaşamasa da(en sıcak ayımız Temmuz’dur bizim), çok fazladır benim için. Yaz mevsimi en büyük bir işkencemdir deyim yerindeyse. Evin en ücra, en güneş görmeyen yerlerinde sanki gizlenerek geçiririm koca mevsimi. Perdeler güneş ışınlarına karşı en önemli savunma hattımdır. Boynumdaki havlum, ayağımdaki şortum ve atletim, yaz kreasyonumun en nadide parçalarıdır.
Neden ağız tadıyla üşüyemediğim konusunda net bir fikrim yok ama tahminlerim var: Birinci ihtimal, doğunun soğuğu beni kaşarladı. İkinci ihtimal ve daha akla yatkın olanı, gençlik yullarımın başından beri tansiyon hastası olmamdır. Bundan gurur duymasam da, yapacak bir şeyimin olmadığını biliyorum ve başa gelen de çekilir.
Böyle yaşamaktan çok da hoşlanmadığımı saklayamam ama, durumumu kabullendim ve kanıksadım artık. Belki, öyle olduğunu varsayarak kendimi kandırıyor da olabilirim, emin değilim.
Velhasıl, önüne geçemediği şeylerle yaşamayı öğrenmeli insan!
2022 yazı
Bulancak
