Hava yağmurlu ve soğuk. Ayağımda bot var.
İlk iki dersimiz İngilizce. Derse branş öğretmeni olan bayan arkadaşım giriyor.
Öğrenciler İngilizce dersi için sınıf değiştirip İngilizce sınıfına çıkıyorlar. Ben de fırsattan istifade kendi sınıfımda kalıp ders hazırlıklarımı gözden geçiriyorum.
Tam çalışırken ayağımın iç yan kısmı fena hâlde kaşınmaya başladı. Parmağımla kaşımayı denedim, ama ayağımdaki bot yüzünden bir türlü o noktaya ulaşamadım. Bunun üzerine kalemliğimden bir kalem aldım, ters tarafını çevirip bir güzel kaşıdım.
Kaşıntı hissini bilirsiniz. Hele kaşıdıktan sonra verdiği o rahatlama yok mu, anlatılmaz. Ben de tam olarak öyle oldum.
Teneffüste öğretmenler odasına indim. İnerken ayağımın altında bir şeyin battığını hissettim, ama çok da önemsemedim. Sanki ayağımın altına küçük bir çakıl taşı kaçmış gibiydi.
“İyi de, okulun içinde ayağıma çakıl taşı girecek değil ya.” diye düşündüm.
Acaba botun tabanı mı pot yapmıştı?
Öğretmenler odasında arkadaşlarla sohbet ederken çok da üzerinde durmadım, hatta unuttum bile. Neticede oturuyordum.
Teneffüs bitti, zil çaldı. Sınıfa çıkarken ayağımın altındaki şey, her neyse artık, acıtmaya da başladı.
Masama oturdum. Kendi kendime konuşur gibi seslice söylendim:
— Ayağımın altına bir şey kaçtı galiba, az bir bakayım.
Hemen önümdeki sırada oturan Tunç öne doğru eğildi:
— Durun, öğretmenin çorabına bakacağım. Ben hiç öğretmen çorabı görmedim.
Arka sıralardan patlayan bir ses:
— Biz gördük mü oğlum?
Ve bir anda bütün çocukların masamın önüne yığılması.
Haklılar aslında… Hangisi öğretmen çorabı görmüş olabilir ki?
Botumu çıkarınca kolayca suçluyu buldum: Kalemin arka ucundaki küçük kapakçık!
Kaşıma aracı olarak kullandığım kalemi elime aldım. Baktım, gerçekten de arka kapakçığı yok. Onu yerine taktım, botumu giydim. Sonra çocukları yerlerine oturtup derse başladım.
Sahi…
Siz hiç öğretmen çorabı gördünüz mü?
Görmediyseniz gelin, ben gösteririm.
26.02.2026, Perşembe
Gülyalı Merkez İlkokulu
3/A Sınıfı
