Dersimiz Türkçe. Şiir yazma etkinliğimiz var. Etkinlik yönergesinde diyor ki:
“Şiiri anlaşılır ve olunaklı bir şekilde yan taraftaki çizgilerle işaretlenmiş bölüme yazın.”
Ben de aynı şekilde ilan ettim:
“Sizden, yönergede istendiği gibi anlaşılır ve okunaklı yazılar bekliyorum. Öyle yazacağınıza da yürekten inanıyorum. Hadi bakalım.
Başladılar yazmaya. Kendilerini yazma işine öyle bir verdiler ki, sınıfta çıt yok. Sıra aralarında geziniyorum, yazıları inceliyorum. Hakikaten öyle özeniyorlar, öyle itina gösteriyorlar ki. Yazısı en kötü olanlar bile pür dikkat işinde. Onları hiç böyle görmedim desem yeridir. Çok mutluyum bu durumdan, ağzım kulaklarımda.
Yazma işi bitti, hepsini tek tek taktir ve tebrik ettim. Onlar da çok mutlular, hepsinin yüzünde işini layıkıyla yapmış olmanın huzuru var. Bana bakarak gülümsüyorlar.
Ertesi gün. Matematik dersindeyiz. Bölme işlemiyle ilgili problemler yazıyoruz ve çözüyoruz. Yalnız, dünkünden çok farklı bir tablo var bu sefer: Her zaman zaten çok güzel yazanların yazıları yine çok güzelken, diğerlerinin yazıları tam bir felakete dönüşmüş durumda.
Yanından birkaç kez geçtim, ben geçerken Ertuğrul bana bakarak sinsi ama sevimli gülümsedi. Ben de ona gülümsedim.
Tahtanın önüne geldim, elimi arkama koyarak, sınıfın tamamına yönelik sordum:
“Dünden bugüne ne oldu da yazılar bu kadar kötüleşti?”
Kimisi acel ettim dedi, kimisi problemi çabuk çözmek için dedi. Dediler, dediler. Yalnız Ertuğrul’un savunması diğerlerininkinden çok farklıydı:
“Dün etkinlikte anlaşılır ve okunaklı yazın dedin, biz de öyle yazdık. Bugün sen bize öyle demedin ki.”
Ötekiler de bu sefer hap bir ağızdan tasdiklediler:
“Doğruuuu!”
Düşündüm:
Haklılar mıydı acaba? Her yeni durum için yeni bir talimat bekliyorlar. Bir talimatı neden benzer bir durum için uyarla(y)amıyorlar? Bence, son dönemdeki neslin kolaycılık isteğinden kaynaklanıyor. Galiba onları buna alıştıranlar da biz büyükleri(y)iz.
Diğer bir açıdan bakarsak:
Çocuk zihni çoğu zaman duruma bağlı çalışıyor. Bu derste istendi, yapıldı. Bu derste istenmedi, gerek yok.
Onlar için kural, genelleşmiş bir ilke değil; anlık bir görev. Bir başka deyişle: İnisiyatif alma yetisi ya çok az çalıştırılıyor, ya da hiç çalıştırılmıyor.
Peki Ertuğrul’unki? Zeka mı, kolaycılık mı, yoksa çakallık mı?
“Ah Ertuğrul,” dedim. “Şu çakalca zekanı biraz da dersler içim kullansan.”
Aynı sinsi gülümsemeyle defterine döndü.
04.02.2026, Çarşamba
Gülyalı Merkez İlkokulu
3/A Sınıfı
