Öğretmenlik

Bu yazıyı yazalı tam on bir yıl olmuş. Yine bir Öğretmenler Günü geldi çattı ve ben farkettim ki, duygularımda ne bir değişme, ne de bir eksilme olmuş. O zaman, hatırlamanın tam yeridir, tam zamanıdır.

Yine bir 24 Kasım…
Yine bir Öğretmenler Günü…
Yine bizim günümüz.

“Öğretmenlik nedir?” diye sordum kendime.
Sonra içimden yükselen cevabı dinledim; kelimeler usulca dizildi satırlara.

Öğretmenlik…

Minicik yüreklerin çizdiği o çarpık ama bir o kadar kıymetli resimleri, yamuk yumuk harflerle yazılmış şiirleri, hediye alamadığı için mahcup gözlerle “Öğretmenim, günün kutlu olsun,” deyişini dünyanın en özel armağanı sayabilmektir.

Gülse’nin ellerini açıp uzatarak, sevgi dolu gözlerle “Tontiş yanaklarını sıkasım geliyor öğretmenim,” demesini sevebilmek; hatta ona bu sözleri söyletebilmektir.

Çocukların masum yüreklerini kendi yüreğinde duyabilmektir.

Birbirinden bambaşka pencereler açabilmek ve her bir pencereden aynı manzaraya, birlikte bakabilmektir.

Karşılıksız vermek, gönlün sesini görebilmektir.

Gökyüzüne yıldızlar savurabilmek; savurduğun yıldızları bir bir tutuşturmak ve o ışığın altında mutluluğun en hakikisinin var olduğunu hissedebilmektir.

Kızarken gülümseyebilmek, üzülürken incitmemek, kırıldığında bile kırmamaktır.

Her birini ayrı ayrı, ama aynı anda kucaklayacak sayısız ve kocaman kollara sahip olmaktır.

Ve hepsine yetecek kadar geniş, sıcak, sabırlı bir yürek taşımaktır.

Dizindeki yaraya bant, gözündeki yaşa mendil, yüreklerinden taşana söz olabilmektir.

Severken adil, adilken şefkatli kalabilmektir öğretmenlik.

İyi ki varsınız canlarım…
Siz olmasaydınız, bana tüm bu duyguları kim öğretecekti?

24.11.2014 Gülyalı Merkez İlkokulu, Ordu

Güncelleme: 24.11.2025, Pazartesi, Yine Gülyalı Merkez İlkokulu

Bir yanıt yazın